YABAN/BEYAZ GELİNCİK

Posted: 22 Ocak, 2007 in Uncategorized

Baş rollerini Kadir İnanır ve Gülşen Bubikoğlu’nun oynadığı 1973 yapımı

bir film “Yaban”.

Ailenin biricik küstah ve küstah olduğu kadar da güzel kızı (Gülşen

Bubiklu) “çılgınca eğlenmeye” meyilli bir gurup gençle birlikte,adı

pek de önemli olmayan bir kıyı kasabasına tatile giderler.

Daha otele bile yerleşmeden ”babalarının sünnet düğünü”nden beri

kum görmemişler gibi kendilerini kumsala atıp eğlenmeye başlarlar.

“Karı kılıklı” ya da “hanım evladı” diye tabir edilen oğlanların yaktıkları

ateş etrafında kızılderililer gibi dönerek dans edip çılgınca eğlenirler.

Unutmadan söyleyeyim;oğlanların “yumuşak”lardan seçilmesinin ne-

deni ileriki bölümlerde göreceğimiz üzere esas oğlanın bunları döver-

ken pek zorlanıp terlememesi içindir.

Gitarın sapını ,kebap şişine  kıyma yapıştırmaya çalışan kebapcı ustası  

gibi mıncıklayıp avuçlayarak çalabileceğini zanneden bir hıyarın yaptığı

zik eşliğinde “romantik anlar” yaşarlar.

Ancak gitaristin “akdeniiğiğiiz akşamlaaarıı” parçasını bilmemesi yüzün-

den yeterince romantizmin doruklarına çıkamazlar..Ama sorun etmezler.

 

Bu arada  Kadir İnanır da, sanki yer kıtlığı varmış gibi aynı yerde “Robinson

Curusoe” hayatı yaşamakta,geçimini ise o meşhur bakışlarıyla korkutup ö-

dünü  patlarak yakaladığı balıklarla sağlamaktadır.

 

Tabi ateş dansı yaparak,balıkları korkutarak 90 dakikalık film doldurulama-

yacağından osuruktan bir mevzu bulup “action” yaratmak gerekmektedir.

Bununda çaresi bulunur.

Çare,Gülşen Bubikoğlu’nun Kadir İnanır’ı kendisine aşık edebileceği
üzerine bahse girmesiyle bulunur ve film yarım kalmaktan kurtulur.

Uzatmayalım;G.B K.İ’yi kendine aşık etmeyi başarır.Artık K.İ korkunç
bakışlarını  devre dışı bırakıp,etrafa vitrinde “profilo mamülü” görmüş
gibi gülen gözlerle bakmaya başlamıştır.
Ancak K.İ’nin farklı kişiliği burada da ortaya çıkmış,herkes sevgilisine
tek taş pırlanta hediye ederken, o tarafından itinayla korkutulup ödü
patlatılmış bir kasa balık hediye eder.
Tabi G.B da bu olaya hem ağzıyla hem de kıçıyla güler.Gülerken hem
ağzı hem de kıçı aynı anda açıldığından cereyan yapar ve iç organlarını
üşütür.Allahtan bu ciddi bir sorun yaratmaz.

Kendisiyle alay edildiğini anlayan K.İ ise balık kasasıyla gurubun “şeker”
oğlanlarına girişir;sinirini onlardan çıkarır;hırsını alamaz G.İ’yi adaya ka-
çırır.
Amacı G.B’ye yaptığının yanlış olduğunu münasip bir dille anlatıp onu
rehabilite edip topluma kazandırmaktır.Ama olaylar düşündüğü gibi ce-
reyan etmez.
Gel zaman git zaman günün birinde G.B bir yılan tarafından ısırılır.Bura-
sı masal anlatır gibi oldu ama,zaten bu da bir aşk masalı.
Ya da palavrası.
Neyse,K.İ olaya müdahale eder,hemen kızın pantalonunu yırtar.
Ama ne yırtma..Hareketlerinde “yetti ulan!Karısızlık şurama kadar gel-
di”diyen adam hali vardır.
Sanki amacı yılanın zehirini çıkarmak değil de kızın iffeti ile oynamaktır.
Belki de içinde bastırılmış “tecavüzcü Çoşkun” duyguları mevcuttur.(Şim-
di günahına girmeyeyim ama;bana öyle geldi..)
Sağolsun yılın da öyle bir yerden ısırmıştır ki,tam Kadirlik yerden!
Yani bacağın en erotik bölümünden..(Bence senarist burada Kadire kı-
yak yapmış.Sanki “abi şöyle helalinden aynalı bir bölüm ayarla;yap bi
güzellik” durumu var gibi..)
Vakit geçirmeden K.İ tıbbi müdahaleye başlar.Hemen kene gibi G.B’nin
bacağına dalar..Hareketlerinden G.B’nin bacağını yemeye mi çalışıyor
yoksa tahrik etmeye mi çalışıyor pek anlaşılmasada G.B’yi kurtarmayı
başarır.

Artık G.B’i ateş bastığını,boncuk boncuk terlediğini falan anlatmaya ge-
rek yok.Bunlar bilinen şeyler.
Sonuçta bu iki “genç” birbirlerine fena halde aşık olurlar.
Devamını anlatmaya gerek yok.Fimin en can alıcı yerleri buralarıydı..
Peki ;durup dururken bunları niye nlattık..

Geçen Pazartesi günü “mecburi hizmet” yapar gibi “Beyaz Gelincik”i
izlemek zorunda kaldım.Orada gördüğüm bir bölüm bana yukarda anlat-
tığım filmi anımsattı.Burada da Ömer Beyaz Gelinciği ıssız bir dağ evine
kaçırdı.Söylediğine göre amacı kızla aralarındaki sorunları çözmek.Bil-
mem doğru bilmem yanlış..Ben onun yalancıyım.

Ukalalık yapmayı sevdiğimden yeni bölüm başlamadan,”bunlardan birinin

başına bir iş gelecek,tekrar birbirlerine aşık olacaklar” demek için yazdım
bunları.
Hem belki bu vesileyle uyarıp lüzümsuz kan dökülmesini engellerim.

İnsanlık öldü mü?

Güzide organlarımızdan biridir..
Kafadan ve ayaklardan eşit uzaklıkta vücudumuzun tam orta yerinde yer
alır.
Başkentler dış tehditlere karşı ülkenin iç kısımlarında yer alır ya…
Bu da öyle..
Havadan ve yerden gelen tehlikelere karşı nispeten korunaklıdır  ama ön-
den ve arkadan gelen tehlikelere de açıktır.
Gerçi onunda çaresi var.Ellerimizi incir yaprağı gibi birini ön tarafa diğe-
rini arka tarafa koyarak bu sorunu halledebiliyoruz.

Ayrıca bu bölge ilginç bir bölge..
Tüm “best” organlar burada..
“Zengin içerikli web” sitesi gibi..Bir nevi eğlence portalı.

Bizim kasdettiğim uzvumuz ise o bölgenin arka tarafına isabet edeni..
Kendisi aynı zamanda vücumuzun “printer”i..”Çıktı”sı var..

Döküm alabiliyoruz yani..

Cevap hakkı doğmaması için adını söylemeyeyim ama hakkında söylenen
ata sözünü hatırlatırsam anlaşılır sanırım.
“Nereye dönersen dön,d.tün arkadadır.”
Bir nevi “iki iki daha dört eder”in sulandırılmış versiyonu..

İşte bu nadide ve bir o kadar da münasebetsiz organımızın tuhaf bir huyu
vardır.O da yerli yersiz olmadık yerlerde kaşınması..
Nedendir bilinmez;hep kalabalık mekanları seçer.Başlar tatlı tatlı kaşınma-
ya..
Bir an önce kaşımak için can atarsınız ama uygun yer bulamazsınız.Etrafa
bakınırsınız; şöyle arkanızı verecek bir duvar veya kuytu bir yer var mı diye..
Ama yoktur.
Çaktırmadan etek ya da pantalonun arkasını düzeltirmiş ayaklarına yatıp
sağa sola çekiştirerek kaşımaya çalışırsınız;ama bu onu azdırmaktan başka
bir işe yaramaz.
Kaşıntının şiddetine dayanamayıp el eşik dinlemeden  kaşınanları gördük.
Hatta abartıp eli ortadan kaybolacak şekilde kaşıyanları da..

Geçen akşam CNN’de kalburüstü iletişim profesörlerinin katıldığı bir prog-
ram vardı.Laf döndü dolaştı internete geldi.İnternet denince de “youtube”
den söz edilmeden olmaz.
Herhalde yukarıdaki lafların neden yazdığımız anlaşılmıştır.
Zaman zaman unutsak da her tarafımız kamerayla dolu.Elinde cep telefo-
nu olan herkes potansiyel paparazzi..Caddeleri belediyeler gözetliyor.İş-
yerlerinde güvenlik kamerası..
Yani insan bir sabah kalkıpta “ne var ne yok” diye youtube’ye baktığında

kendisini,bir taraftan başbakan koruması gibi dikkatlice etrafı kolaçan eder-

ken bir taraftan da dilini dişlerinin arasına kıstırmış,”al sana..al sana” der va-

ziyette  hararetli bir şekilde kaşınırken görebilir.
Durum aynen “Truman show”da olduğu gibi..

Sırf bu yüzden şöyle dolmalık patlıcan oyar gibi burnumuzu karıştırıp da,bir
yandan muzip bakışlarla etrafı keserken bir yandan da çıkarttıklarımızı kol-
tuğun ya da kanepenin altına gönül rahatlığıyla süremiyoruz.

Ne yani şimdi bu?
Hayat mı?

İnsanın “ben böyle teknolojinin…..” diyesi geliyor..

 

 

 

SİZİN AYNANIZ HANGİSİ?

Posted: 6 Ocak, 2007 in Uncategorized

 
Benimki lavabonun önündeki..
Şimdiye kadar ihanetini görmedim.Bazen torpil yaptığını bile
düşünürüm.
Her zaman yakışıklı gösterir çünkü..

Şöyle kafayı hafiften yana kaykıltır,karşımda biri var da süzü-
yormuşum gibi bakarım.
Hatta Mesut Yar gibi çapkın bir göz atmak isterim ama,bu saat-
ten sonra yüz mimiklerini zorlayıp ” kırışıklıkları arttırmama  ge-
rek yok” diye vaz geçerim.
Bu esnada kendime  “Corc Kuluni’misin mübarek” diyerek  gaz
vermeyi de ihmal etmem.
Sırf bu yüzden içi boş “Fiat” arabalara binmemem konusunda u -
yarırım kendimi.
Maazallah içindeyken birisi kitler mitler neme lazım..

Portmantonun önüne gelince de fikrim değişir.
O zaman da “acaba  bu kadın benimle görücü usulüyle mi evlendi”
diye düşünmeye başlarım.
Başka türlü aynada gördüğüm adama birinin heveslenmesi imkansız.

Hani dünyada bir tek erkek ben kalsam; ona da “ıssız adaya düşsen
hayatta yanına almayacağın üç şey say” diye soruyu tersten sorsalar,
o üçten biri kesin ben olurum.


Sırf bu ayna yüzünden işe geç kaldığım olur.Çünkü iki üç defa kılk kıya-
fet değiştirmek zorunda kalırım.
Bazen gömleğin yakalarından biri  diğerinden kısaymış gibi durur..
Bi birini bi diğerini asılır dururum düzelsin diye..

Olmadı gider kazak giyerim.
Bu defa da kafa-kazak uyuşmazlığı ortaya çıkar.Kafa başkasının kazak
başkasınınmış gibi durur.
Ya da boğazını sıkınca fazlası dışarı pörtlemiş gibi..

Yılbaşının ertesi sabahı dost bildiğim aynanın karşısına geçtim.
Niyetim “ayna ayna söyle bana” diye malum lafları söylemek.Baktım ki
ondan da hayır yok.
Aynen Cahit Sıtkının şiirinde olduğu gibi..

Benim mi Allah’ım bu tipsiz surat?
Ya kurt köpeğininki gibi kızarmış gözler?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? 

Haliyle canım sıkıldı.
Ben de bundan sonra geçenlerde gördüğüm ayakkabı mağazasının vitrin
camına bakmaya karar verdim.O da fena göstermiyordu hani..
Hesabım ayakkabılara bakar gibi yapıp kendimi seyretmek.
Hem tezgahtar kız da hafiften gülerek bakmıştı bana..
Gerçi beğendiğinden mi,yoksa fermuar açık kalmış da ondan mı bilmem.
Belki de ceketi ters giymişimdir..
Neyse..Farketmez.
Ben işime nasıl gelirse öyle anlarım.

YILBAŞININ ARDINDAN

Posted: 5 Ocak, 2007 in Uncategorized


Yılbaşı akşamlarına evde başlayıp sokakta bitirmeyi severim ben.
Önce kafayı güne hazırlamakla başlarım.
Akşamın iyi geçmesinde kafa önemlidir çünkü..
Bunun için mideyi tekelin hijyenik mamülleriyle doldurmak gerekir.
Yalnız burada dikkat edilecek husus,zamanın çok iyi ayarlanmasıdır.
Balans ayarını iyi yapamazsanız bir bakarsınız ki ota moka güler ha-
le,yani “güzelleşme”nin son aşamasına gelmişsiniz.Ki bu kendini so-
kağa atmayı düşününen biri için hoş bir şey değildir.Her an saçmala-
ma tehlikesi mevcuttur çünkü.
Yoksa ertesi gününüzü “inşallah abuk sabuk bişeyler yapmamışımdır”
diyerek endişe içinde geçirirsiniz.
Akşam olan biten hakkında kimseye  bir şey de soramazsınız.Sonra
“burnunun ucunu bile göremeyecek” durumda olmakla suçlanırsınız.
Küçük bir örnek vermek gerekirse,yanlışlıkla dansöze 5 YTL yerine 50
YTL yapıştırmış olabilirsiniz.Ya da parayı yerleştirirken eliniz lüzumun-
dan daha fazla “oralar”da kalmış olabilir..
Dahası alkolün verdiği yüksek konsantrasyon sebebiyle gözlerinizi bir
yere sabitleyip davar gibi bakarken yakalanabilirsiniz.
Siz kendinizden geçmiş gerzek gibi bakarken birileri de sizi o an kayda
alıyor olabilir.
Bunlar gerçekleşmişse bittiniz demektir.Çünkü ne zaman o günü hatır-
latacak bir şey olsa yaptıklarınız “yol, su, elektrik” olarak size geri dö-
necektir.
Bu lafın türkçe meali “eskiden yediğin hurmalar şimdi ‘bir taraf’nı tırma-
lardır.
O yüzden bu konuda titiz davranmak gerekir.

Ayar konusuna bir örnek vermek gerekirse ölçü şudur:
Yüzünüzün hafiften pembeleştiği,suratınıza  çaktırmadan denize çişini
yapan adamın mutluğu yayıldığı an işte o andır.
O an,mokunda boncuk bulmuş gibi sırıtmaya başlanılan andan bir adım
önceye tekabül eder.
Artık yola çıkmaya hazırsınızdır.

İkinci kural ise gidilen yerde bir tek atacak kadar kalmaktır.Fazlasında
sonuç yine hüsrandır.

Unutulmaması gereken bir diğer konu da,kafanızdaki planı asla başka-
sına söylememenizdir.Yoksa  noterden kontrat yapmış gibi eliniz kolunuz
bağlanır.
Artık  geri dönüşü yoktur.

Diyelim ki “saat 10′da  dışarı çıkarız” deme  gafletinde bulundunuz.
O andan itibaren her anınız zehir olur.Birileri guguklu saat gibi başlar saat
başı sizi uyarmaya..
“Saat 7 oldu..Saat 8 oldu..”
“Hadi artık şunu bitir de  çıkalım” gibi..

“İyi de birader yılbaşı bitmiş gitmiş.Bu yazı da neyin nesi?”

Seneye 31 Ocak’ta bu yazıyı sabahtan  okumaya başlıyacağım ki  tarih 
tekerrür  etmesin.
Nedeni o..

Ne demişler?
“Dirgeni yiyen sıpa,bir daha gelmez sapa..”
Bilmem anlatabildim mi?

“2007 yılının tüm dünyaya barış,mutluluk,sağlık……. getirmesini…..”

Roportajı yapan TV muhabiri kimi yakalayıp sorsa bu yanıtı alıyor.
Sanırsın balta girmemiş ormanda yaşayan pigmelerin barış içinde
yaşamaları da,kısık gözlerle dünyaya  tasarruflu bakan  çinlinin sağ-
lıklı gürbüz olması da  onun çok umurunda..

Dedik ya..
Cevap soranına ve soru mahalline göre değişiyor.
TV’ye çıkma ihtimali varsa ideal olanı..
Biz bize isek “öpmüşüm yılbaşını..Para yok pul yok”,ya da “şöyle keseye
uygun programı sağlam bir yer bulmak lazım” muhabbeti..
TV işi olmasa bizim pigmeyle çinli ayvayı yedi anlayacağınız.

“Tüm dünya
ya barış sevgi mevgi…”

Bunları söylerken belki de  çocuğu rahat vermedi diye  kulağını sündür-
mekle meşgul o ara.Kamera kapanınca da arkasından belki de ayakkabı
fırlatacak..


Boş zamanlarınızda ne yaparsınız sorusu da  aynı kapsamda değil mi?
Ortalık boşken “valla boş zaman bulsam kıçımı devirir yatarım” diye kuru-
lan cümle,kamera devreye girince evrim geçirip “spor yaparım,müzik dinle-
rim,kitap okurum”a dönüşüyor.

Asıl yapması gerekenleri mesela sporu “boşta” kalınca yaptığı için merinos koyununun kuyruğu gibi yağlanıyor.

Kitabı “boş” vakitlerinde okuyor ama “eğitim şart” diyor..
Peki şart olan şey için gerekenler niye “boş” vakitte yapılıyor?
Cevabını yukarda verdik.

Her yazdığım cümleden sonra aklıma başka bir hinlik geliyor.Bu iş uzadıkça
uzayacak,dağıtmaya başlıyacağım.
En iyisi burada kesmek.

Son sözümü söyliyeyim,bu mevzuya sonra devam ederiz.

-Kamera açık mı?
-Hangisi,şu mu?
-hah tamam..

“Dünyanın kuzeyinden güneyine,doğusundan batısına kadar ne kadar insan
varsa cümlesinin yeni yılını canı yürekten kutlar..”

İşte kıro olunca böyle oluyor.Cümleyi bile toparlayamadım.
Zaten cümlenin gidişatında hayır yoktu.Sanki insanlığın yedi sülalesine Allah
ne verdiyse küfür giydirecek gibi oldu ama,toparladık.
Ama yine bir eksiklik var..
Tabii yaa..
Hani bunun dostluk, kardeşlik,barış falan festikan bölümü?
Neyse..Kafanıza göre denkleştirin,ben başa çıkamayacağım,daraldım çünkü.

Not:Kurban Bayramı kutlama mesajım yarın.Önce kopye çekmem lazım.   

YILBAŞI ÇEKİLİŞİ

Posted: 28 Aralık, 2006 in Uncategorized

Tüm kullanım hakları ve mülkiyeti şahsıma ait iki adet eşşek sıpası

kızım var.

Birisi ilköğretim 4′ncü,diğeri 5′nci sınıfa gidiyor..

Bugün büyük olanı yanıma geldi.Surat beş karış.

Havaları “ne işim var benim buralarda..Benim yerim ağa konağı” diyen

gecekondu güzeli havaları..

Tabi çocuğundan sorumlu bir baba olarak dökülsün diye anahtar soruyu

sorduk..

-Hayırdır?

Sınıfta çekiliş yapmışlar,sınıfın en kazma adamı kendine çıkmış.Kendisi

de bir başka kazmaya..

Güldüm..

Demek çocuğun talihi de babasınınki gibi..

Daha o zamanlar Kıraç “talihim yok bahtım kara” demiyordu ama talihi-

min kara olduğu kesindi.Çekilişlerde nerde  bir kereste var,beni bulurdu.

İsterdim ki sınıfın en güzel kızı bana çıksın veya ben ona çıkayım.Bahaney-

le sıcak bir iletişim olsun..Ama olmazdı.

Ben de bana çıkana  okumayacağını bile bile inadına kitap alırdım.

Hiç unutmuyorum,birisine Jules Verne’nin “15 yaşında bir kaptan” kitabı-

nı alınca,”daha 15′şime iki yıl var deyerek aklı sıra bana laf sokuşturmuştu

ama,bu benim pis pis sırıtıp zevklenmemi engelleyemedi..

Daha o zamanlar “yaşasın kötülük” lafı henüz telaffuz edilmiyordu.

Bu lafı bilseydim zevkle söylerdim.

Bunca yıllık okul hayatımda sadece bir kez istediğim oldu.

Gerçekten de hem fizik olarak hem de insan olarak güzel birisine çıktım.

Aldığı hediye ise şimdiler pek kullanılmayan bir çift kol düğmesi..

Bir kaç yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetti..

Neyse..

Lafı uzatmasam iyi olacak.

En iyisi bir iki tek atmak…

 

 

 

 

HERİF KISMININ ÖNEMİ

Posted: 26 Aralık, 2006 in Uncategorized


Gecenin bir yarısı..Kanal D’de bir film..
Adam,”cepten aradım telefonun kapalıydı” diyor.
Kadın, önce “evet telefon bozuktu” diyor.
Daha sonra “yalan söyledim.Bozuk değildi;sinirimden yere atıp kırdım”
diyor.Ve ekliyor:
-Erkekler tarafından aranmamaktan bıktım artık.

“Haydaaa” diyorum ben de.
“Hoppalaa Hasan dayı..Gene bir tarafım seyirdi” hesabı..
Biz bunun tersini çok duyduk da,bu türlüsünü hiç duymamıştık.
Hele son zamanlarda “metroseksüeldi,nörddü,überseksüeldi” derken er-
kekleri maymuna çevirmişlerdi.
Hatta kadını 5.1 ses düzenine benzetirken,erkeği de transistörlü radyoya
benzetenler bile vardı.
Yani demode..Teknoloji fukarası..
Hatta hatta,beyinsiz.Hala analog takılıyor,dijitale geçemedi çünkü.

Kadın yalakalarının lafıyla “futbol,kanepe ve seks üçgeninin içine hapsol-
muş bir beyin, nasıl komplike” olabilirdi ki?

Bu tür dıngıllıklardan sonra bu laf,gecenin bir yarısı ilaç gibi geldi bana.
Demek ki hala erkek türünün faidelerinden haberdar olanlar vardı.
Ayrıca başkalarının sizin yokluğunuzu hissetmesinden daha güzel ne o-
labilirdi ki?

Bir an,”bunların nesli tükenmeden korumaya alınmalı,çoğalmaları için
her türlü fedakarlık yapılmalı” diye düşündüm.
Laf aramızda,düşüncemi de beğendim.